Prof. Dr. Ali Rıza Büyükuslu
Türkiye’de Ar-Ge Yetersizliğinin Yapısal Sorunları
Türkiye’de Ar-Ge Yetersizliğinin Yapısal Sorunları: Yüksek Teknoloji Ekonomisi Bağlamında Bir İnceleme
Bu makale, Türkiye’de Ar-Ge harcamalarının ve bilimsel-teknolojik kapasitenin neden gelişmiş ekonomilerin gerisinde kaldığını çok boyutlu bir perspektiften incelemektedir. TÜİK’in 2024 yılı Ar-Ge verileri Türkiye’nin Gayrisafi Yurt İçi Hasılasının yalnızca %1,46’sını Ar-Ge’ye ayırdığını göstermektedir. Bu oran geçmiş yıllarla mukayese ile daha iyi olmasına rağmen, ABD, Çin, AB’nin lider ekonomileri, İsrail, İrlanda, Güney Kore, İsveç, Japonya ve İngiltere gibi inovasyon odaklı ülkelerle karşılaştırıldığında dramatik bir fark ortaya çıkarmaktadır. Ar-Ge yatırımlarının düşük seviyeleri, yalnızca finansman eksikliğinin değil; tarihsel, kültürel, kurumsal, politik, epistemolojik ve bilimsel özgürlük alanına ilişkin çok derin yapısal sorunların göstergesidir. Bu inceleme, bilimin, araştırmanın, toplumsal-kurumsal kalkınma ve özellikle Ar-Ge’nin yüksek katma değerli üretim ekonomisi içindeki rolünü tartışmakta; Ar-Ge'nin üretken sermaye birikimi, inovasyon ekosistemi ve yüksek katma değerli teknoloji ekonomileri için taşıdığı belirleyici önemi küresel ekonomik dinamikler üzerinden analiz etmektedir.
Bilimsel Kapasite, Teknolojik Üretkenlik ve Kalkınmanın Niteliği
Günümüzün küresel ekonomi düzeninde kalkınma yalnızca büyüme oranlarıyla değil, eğitimde fırsat eşitliği, bilgiye erişim, bilgi üretme kapasitesi (beşeri sermayenin niteliği), teknolojik yenilik yoğunluğu, bilimsel özgürlüklerin/fikir haklarının kurumsal güvencesi, hukukun üstünlüğü, adil paylaşım, toplumsal refahı gösteren sosyal adalet/sosyal gelişim kriterleri, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik le birlikte tanımlanmaktadır. Esas itibariyle, ekonomik büyümenin niteliksel dönüşümü ve sürdürülebilir kalkınma; teknik/teknolojik yetenek/beceri yetiştiren eğitim modeli (STEM), bilim üretme kapasitesi (Ar-Ge/inovasyon/finansman eko-sistemi) ve ileri teknoloji geliştirme yetkinliği yani yapay zekâ, biyoteknoloji, kuantum, malzeme bilimi, yeni enerji, dijitalleşme, akıllı sistemler gibi inovatif teknolojiler tarafından şekillenmektedir. Bu dönüşüm, ulusal ekonomilerin Ar-Ge yatırımlarına, bilim kültürlerine ve yenilik ekosistemlerine doğrudan bağımlıdır. Türkiye’nin gelişmiş ülkelere kıyasla düşük Ar-Ge harcamaları, teknolojik dışa bağımlılık, nitelikli beyin göçü ve kurumsal bilim kapasitesindeki gerileme, uzun vadede ekonomik sürdürülebilirliğin ve ulusal rekabet gücünün zayıfladığını göstermektedir.
Teorik Çerçeve: Ar-Ge, Sermaye Birikimi ve Teknolojik Kalkınma İlişkisi
Yüksek Katma Değerli ekonomilerin temel dinamiği Ar-Geve inovasyondur. Son yıllarda gelişmiş ülkeler büyümelerini: Yazılım, mikroelektronik, yeşil enerji, yapay zekâ, biyoteknoloji, uzay teknolojileri, ileri malzeme bilimi, tıp, ilaç ve gen bilimi gibi alanlarda yarattıkları yüksek katma değere dayandırmaktadır. Bu sektörlerde brüt katma değer: geleneksel sanayinin 20 katı, tarımın 100 katı, düşük teknoloji imalatının 5–10 katı olabilmektedir. Joseph Schumpeter’e göre ekonomik büyümenin itici gücü, girişimci yenilik ve teknolojik atılımlardır. Teknoloji sabit bir değişken değil, ekonomik döngüyü baştan biçimlendiren bir yıkıcı yaratıcılık kaynağıdır. Bu çerçevede:
Ar-Ge yatırımı → Yenilik kapasitesi
Yenilik kapasitesi → Üretkenlik artışı
Üretkenlik artışı → Katma değer artışı
Katma değer artışı → Ulusal gelir artışı
Türkiye’de bu zincirin ilk halkası olan Ar-Ge yatırımı zayıf olduğu için tüm büyüme zinciri kopuk kalmaktadır. Günümüzde sermaye birikimi ucuz emeğe, fiziksel makinelere, toprak rantına, faizciliğe değil: Bilgi varlıklarına, patentlere, bilimsel yetkinliğe, dijital platformlara, laboratuvar altyapılarına ve üniversite-sanayi ekosistemine dayanmaktadır. Türkiye’nin en temel sorunu, sermaye birikimini teknolojiye değil, kısa vadeli geri dönüşü hızlı yatırımlara sıcak para, faiz, altın, döviz, borsa, gayrimenkule, lüks tüketime ve düşük teknolojili üretimine bağlamış olmasıdır.
Türkiye'nin Ar-Ge Harcamalarının Uluslararası Karşılaştırmalı Analizi
Aşağıdaki veriler OECD’nin 2025 güncellemeleri ve TÜİK 2024 istatistikleri temel alınarak analiz edilmiştir:
Ülke
Ar-Ge/ GSMH (%)
İsrail
6.3
Güney Kore
5.0
İsveç
3.6
ABD
3.4
Japonya
3.4
Çin
2.6
İngiltere
1.9
İrlanda
2.3*
AB Ortalaması
2.1
Türkiye
1.46
İsrail'in başarısı ulusal güvenlik teknoloji yatırımları, yüksek teknoloji uzmanlaşması, üniversitelerle entegre Ar-Ge/inovasyon ekosistemi, devletin Ar-Geve girişim sermayesi desteği üzerine kuruludur. İsrail, Ar-Ge’ye Türkiye’nin 4 katı pay ayırmaktadır. ABD’nin başarısı: NSF, DARPA, NIH gibi kurumsal, güçlü bilim altyapıları, kaliteli üniversiteleri, üniversite-sanayi işbirliğinin sürekliliği, yüksek riskli araştırmaları fonlayan girişim sermayesi sistemi, gelişmiş risk sermayesi/yatırımcı yapısı (Venture Capital-VC, Angel Investors), bilimsel özgürlük, hukuki koruma ve gelişmiş özel sektör Ar-Ge/inovasyon kültürü gibi unsurlardan beslenmektedir. Çin: Devlet Yönlendirmeli Teknoloji Stratejisi; Çin, 2010’dan bu yana:7 nm çip, batarya teknolojileri, yapay zekâ altyapıları, yeşil enerji materyalleri gibi alanlarda dev yatırımlar yaparak Ar-Ge/GSMH oranını %1.7’den %2.6’ya çıkarmıştır. Son yıllarda ÇİN’in savunma sanayine, siber güvenliğe, kuantum teknolojilerine, malzeme ve uzay bilimine de ciddi devlet destekli Ar-Ge yatırımları yaptığı bilinmektedir. İrlanda ve İngiltere: Üniversiteleri üzerinden yarattıkları bilgi ekonomisi, Yabancı Sermaye ile işbirliği özellikle çok uluslu firmaların Ar-Ge merkezlerini ülkelerine çekme, ortak inovatif çözüm ve proje odaklı tematik inovasyon merkezleri, yüksek nitelikli araştırma grupları, yüksek eğitimli insan kaynağı, öngörülebilir hukuk düzeni, teknoloji transferi ve bilimsel kalite standartları ile güçlenmiştir. Bu ülkelerin Ar-Ge atılımları ile kıyaslandığında Türkiye ise neredeyse yerinde saymıştır.
Türkiye’de Ar-Ge’nin Yapısal Sorunları
1.Kamusal Alanda Sorunlar
Bilimsel özgürlük, bilimsel kalite dolayısıyla bilimsel üretim alanının daralması
Ar-Ge kurumlarının politik etkilerle zayıflaması
Temel bilimsel çerçevelerin eğitimden çıkarılması
Nitelikli akademik kadroların yurtdışına göçü
Üniversite sayısının artmasına karşın niteliğin düşmesi
Bilimsel üretimin akademik yükselmeye, makale sayısına indirgenmesi ve zamanla ticarileşmiş/çürümüş/organize işler haline gelmiş bu sistemin bilimin, teknolojiye, teknolojinin ürüne veya sosyal bilimlerde sosyal inovasyona veya sosyal çözüme bir katkısının olmaması
Bu faktörler, Türkiye’nin bilim ve Ar-Ge üretme kapasitesini sistemik olarak küçültmektedir.
2. Özel Sektör Sorunsalı; Ar-Ge kültürü eksikliği ve devletten beslenme fırsatçılığı
Türk sanayisinin dışa bağımlı, montaj ve düşük teknolojili üretime sıkışması
Türk sermayenin kısa vadeli finansal getiriyi tercih etmesi
İşverenlerin sermaye birikim modelini hala düşük ücret/emek sömürüsü üzerine sürdürmesi, ürün ve tüketici güvenliğinin ve denetiminin olmadığı iç pazarı öncelemesi ve uluslararası rekabet baskısının zayıf olması
Patent, fikri mülkiyet kültürünün gelişmemiş olması
Ar-Ge'nin maliyet olarak görülmesi, yatırım olarak değil
Bu konuda her şeyi devletten beklemesi, devlet teşvik ve destekleri dışında kendi öz sermayesinden kaynak kullanmaması, fırsatçı olması
Ülkenin kalkınması, toplumsal refahın büyümesi ile ilgili manevi bir bağ kurma noktasında Türkiye burjuvasının/büyük sermaye gruplarının Japonya, Güney Kore, Almanya vb. ülkelerin çok gerisinde olması yani ÜRETİM MİLLİYETÇİSİ olmamaları
Düşük ücret politikaları yüzünden yüksek nitelikli araştırmacı istihdam zafiyeti
Üniversitelerle işbirliği kültürünün yeterli düzeyde olmaması
3. Felsefi ve Epistemolojik Perspektif: Bilimsel Akıldan Uzaklaşmanın Bedeli
Bilimin temel koşulu: Eleştirel düşünme, şüphecilik, özgür tartışma ortamı, sorgulama, deneysellik, nedensellik gibi epistemik araçlardır. Bilimsel müfredattan uzaklaşma bilimsel akla duyulan güvensizliği, dogmatik dünya görüşünün güçlenmesini, eleştirel aklın eğitim sisteminden tasfiyesini işaret eder. Böyle bir ortamda inovasyon kültürü gelişemez.
4. Türkiye’nin Teknolojik Dışa Bağımlılığı
Türkiye, kritik stratejik ürünlerde neredeyse tamamen dışa bağımlıdır: Çip üretimi, batarya teknolojileri, ileri teknoloji makine-teçhizat, tıbbi cihazlar, kimya-ilaç endüstrisi, malzeme biliminde ileri teknoloji ürünleri, temiz enerji teknolojileri, yapay zeka ve medikal teknolojisi devrimleri vb. Bu bağımlılık sürdüğü sürece: cari açık kapanamaz (konvensiyonel enerji girdi maliyetleri dahil edilince bu açığın kapanması daha da zorlaşır) , sanayi rekabet gücü artamaz, bırakınız yüksek gelir ekonomisine orta gelir ekonomisine geçiş bile imkânsız hale gelir, toplumun büyük çoğunluğu düşük gelir sarmalında toplumsal refahın çok uzağında yaşamaya devam eder.
Türkiye Neden Bu Kadar Geri Kaldı?
Türkiye’nin Ar-Ge alanında geri kalışının temel nedenleri şunlardır:
1.Konuya ilişkin bilim politikası, sektörel stratejik planlamanın olmaması, bilimsel özgürlüğün ve iştahın zayıflaması
2.Temel MİLLİ Eğitim sisteminin bilimsel temellerden uzaklaşması, akademide bilimsel özgürlüğün zayıflaması, araştırmacı gerçek bilim insanlarının akademiden uzaklaşması
3.Kamu, özel sektör ve akademide Ar-Ge vizyon, misyon ve adanmışlık eksikliği
4.Sanayinin düşük teknoloji üretimine sıkışması, yeni sanayi ve teknoloji devrimlerinin inovasyon-ileri teknoloji(özellikle yapay zeka)- Ar-Ge ve girişimcilik tabanlı ilişkisinin ve parametrelerinin yeterince anlaşılmaması
5.Sermaye birikiminin teknolojiye yönlendirilmemesi, yeni sermaye birikim modelinin Ar-Ge ve entelektüel sermayeye dayalı olduğunu görememek
6.Ar-Ge kuruluşlarında dahi siyasallaşma, kadrolaşma ve yüksek nitelikli beyin göçü ile insan sermayesinin kaybı
7.Kısa vadeli, günü kurtarma odaklı ekonomi ve sanayi politikaları
8.Uluslararası işbirliği ağlarından kopuş
9.Genel Bütçeden yeterince pay ayrılmaması, yetersiz Ar-Ge harcaması, bağımsız devlet-özel sektör destekli araştırma enstitülerinin eksikliği
10.TUBİTAK gibi merkeziyetçi, hantal yapılar yerine bölgesel ve yerel Ar-Ge kuruluşlarının oluşturulmaması
11.Üniversite-sanayi işbirliğinin ve etkileşim düzeyinin zayıflığı, birlikte Ar-Ge yapma kültürü ve finansmanı eksikliği
12.Ar-Ge odaklı ürünlerin ticarileşmesindeki yapısal engeller yani fikirden ürüne geçişte finansman eksikliği, girişimcilik/start-up ekosisteminin kırılgan yapısı,
Ar-Ge çıktılarının pazara çıkmasındaki güçlükler,
13.Fikri mülkiyet haklarının korunmasındaki sıkıntılar,
14.Ar-Ge desteklerinin büyük firmalara veya politik tercihlere göre yönlendirilmesi
Bu faktörler bir araya geldiğinde, Türkiye’nin Ar-Ge ekosistemi modern bir teknoloji ekonomisi inşa edemeyecek kadar zayıf hale gelmiştir.
Ar-Ge'nin Türkiye İçin Varlık-Yokluk Meselesi
TÜİK’in 2024 verilerindeki %1,46 Ar-Ge oranı, yalnızca bir istatistik değil, Türkiye'nin geleceğine tutulmuş bir aynadır. Bu aynada görünen şudur:
-Türkiye, bilimsel ve teknolojik üretim kapasitesinde tarihsel bir gerileme sürecindedir.
-Gelişmiş ülkeler yeni bir bilim-teknoloji devrimi yaşarken Türkiye bu dönüşümü ıskalama riskindedir.
-Genç nüfusun üçte birinin eğitimde veya istihdamda olmaması, üniversite mezununun %25,’nin işsiz olması Ar-Ge ekosisteminin çöküşünün hem nedeni hem sonucudur.
Eğer Türkiye yüksek teknoloji ekonomisine geçiş yapmazsa: sürdürülebilir kalkınma, küresel rekabet gücü, toplumsal refah, stratejik bağımsızlık hepsi zayıflayacaktır. Türkiye'yi eğitimsiz/mesleksiz “boşta olan gençler” veya eğitimli diplomalı işsizler veya namusu ile çalışan, vergisini ödeyen esnafı, çiftçisi, çalışanı/emekçisi, memuru, emeklisi değil, tıpkı tarihte ülkenin geç sanayileşmesine neden olan matbaayı ıskalayan yönetimsel/bürokrat zihniyet gibi yeni sanayi- teknoloji devrimlerini, günümüzün entelektüel rönesansını idrak edemeyen, zamanın ruhunu ve sermaye birikim paradigmasını anlamamakta direnen bilimden, gerçeklerden çok uzak bir ekonomik-siyasal düzen ve bu düzenin varlığından beslenen siyasetçi/bürokrat//atanmışlar özellikle devlet kaynaklarından zenginleşmeyi alışkanlık haline getirmiş sermaye/burjuva sınıfı geri bırakmaktadır. Gerçek kalkınma ancak: özgür bilim, güçlü Ar-Ge-teknoloji kurumları, kaliteli araştırma-inovasyon üniversiteleri, kamu-özel sektör stratejik Ar-Ge yatırımları, STEM tabanlı nitelikli milli eğitim politikaları ve uluslararası işbirlikleri ile mümkündür. Türkiye’nin özellikle gençlerin kaderi, Bilim, Ar-Ge, İnovasyon ve Teknoloji kapasitesini geliştirecek bu paradigmatik dönüşümü başlatıp başlatmayacağına bağlıdır.




